You must have Flash Player installed in order to see this player.
HATIRALAR
Mesaj yaz
Son Mesaj:1 week, 2 days ago
nuray : Hayırlı cumalar herkese. Kitaplar bölümüne 'bir hikaye bir çok yorum' serisi altında, Terzi Babanın yeni kitabı eklen-mişdir: Bir resam hikayesi. ALLAH faydalanmamızı nasip etsin
ahmet sekitm : merhabalar nuray hanımefendi, e-mailinize bir göz atmanızı istirham edecektim. Teşekkürler
nuray : Hayirli aksamlar Mehmet bey, sormak istediginizi tam anlamasamda arzu ederseniz iletisim bölümünde bulunan mailadresinden bana yazabilirsiniz, yardim etmeye calisirim insallah
mehmet akder : neyse Allah herkese hayırlısını versin hayırlı geceler
mehmet akder : nuray hanım
mehmet akder : kimse yokmu
mehmet akder : selamün aleyküm
mehmet akder : benim sormak istediğim birşey var danışabileceğimiz kendimizle ilgili birşeyler anlatabileceğimiz birisi varmı
mehmet akder : slm arkadaşlar ben yeni katıldım tesadüfen buldum burayı
admin : Kitaplar bölümüne Terzi Babanin yeni kitabı A'RAF- SURESİ eklenmişdir ALLAH faydalanmamızı nasip etsin
nuray : iyi aksamlar ahmed bey, her baska sayfada oldugu gibi iletisim bölümüne bakin lütfen
ahmed mücah : Ben yeni kayıt oldum sorularımı nasıl ve kime sorabilirim
Adamın yolu, günün birinde bir dergâha düşer. Bir Mevlevi ile bir Bektaşi'nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Mevlevi'nin giydiği kıyafetin kolunun geniş ve uzun olduğunu, hatta ellerini bile örttüğünü fark eder. Bektaşi'nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır; kolları kısa ve daracıktır; bilekleri dahi açıktadır. Sebebini öğrenmek ister. Önce Mevlevi'ye sorar: Neden kıyafetinizin kolları bu kadar uzun? Özel bir sebebi var elbette. Biz, insanların günahlarını, ayıp ve kusurlarını örteriz. Giyim kuşamımıza da bu anlayışımızı yansıtıyoruz. Adam Bektaşi'ye döner ve merakını gidermesini ister: "Peki sizin elbisenizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahlarını ve ayıplarını örtmez misiniz?" Biz mi... Biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz.
MESNEVI SOHBETI VIDEO
Adobe Flash Player nicht installiert oder älter als 9.0.115!
Er Rahman
Sayın okuyucum; Cenab-ı Hak “Esma’ül Hüsna”dan” (güzel isimlerinden) biri olan “Er-Rahman” ismine baslı basına bir sure düzenleyip ifade ettiği manayı en genis sekilde bizlere açıklamıstır. Biz de bu derin manaları az daha açıklamaya çalısarak sizlere yeni ufuklar açmaya çalıstık.
İnseallah okuma gayretini göstererek sonuna kadar okuyabildiginizde, hayata bakısınızın ve değer yargılarınızın müspet yönde değistiğini görebileceksiniz. Bilindiği gibi dinimizin bir zahir (dıs), bir de batın (iç) yönü vardır. Genelde tatbik ettiğimiz dini faliyetler zahir manaları itibariyle kullanılmaktadır. Bu yüzden de sınırlı bir sahaya sığdırılmaktadırlar.
Oysa İslam, “Mertebe-i Muahammediyye” ile kemale ermis ve bütün mükemmelliği ile hayat sahnesinde yerini almıstır. Ne yazıkki sadece madde mertebesinde tatbik edilmeye çalısılan İslam dini dar bir çerçeve içerisinde sıkısıp kalmaktadır.
İslama ve Hz. Rasülüllah (S.A.V) Efendimize yapacağımız en büyük güzellik ve yardım, o muazzam sistemi, kendine yarasır en genis sekilde anlamaya çalısarak, fiilî yaptırımların ötesinde, fikrî ve idraki genisleme ve gelismeyi sağlayarak tatbik etmeye çalısmamız olacaktır.
İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı.İstediği ; birer karış... yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti. Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu. Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar : "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."
Bilindiği gibi imanın muhtelif mertebeleri vardır ve sonu da “ikan”dır. Biz müslümanların en iyi bilmemiz gereken ilk sey’in iman mevzuu olması tabiidir. Ancak ne yazıkki bu ilkeyi genelde alıskanlık ve taklid üzere ilgisiz bir sekilde değerlendirmekteyiz.
ALLAH ile insan arasında zaten mevcud, fakat perdelenmis olan batındaki ezeli birlik, İslam ile zuhura çikmaya baslar, iman ile güçlenir. İhsan ile müsahede edilir, ikan ile de birlik ve teklik tekrar meydana gelir.
İmandan gaye ikilikte, (iman eden ve edilen) yasayıp Hak’tan ayrı kalmak değil, o yoldan tekliğe ulasmaktır.
Cenab-ı Hak’tan cümlemize gerçek dinimizi anlamaya yetecek zeka ve gönül genisliği dilerim.
(Rabbi zidni ilma).
İlahi, bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı Pirimizin muhterem esleri Halvai bacı validemizin ve o zamanın dergahında hizmeti geçmis bütün hanımefendilerin ruhlanna hediye eyledim.
Sevgili okuyucum Bu kitabın yazılısında, dizilisinde, basılısında, bastırılısında emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmislerine hayır dua et, ALLAH c.c. gönlünde feyz kapılan açsın.